HÂL İLEDİR KÂL İLE OLMAZ
Bundan dört beş sene evveldi. Suriye'deki savaştan, Halep'ten kaçıp gelmiş bir ailenin down sendromlu çocukları Betül'ün sınıfıma geldiği zamanlar... Savaşın korkunç yüzü bir çocuğu ne kadar korkutursa o kadar korkmuştu Betül. Öylesine ürkek, bir güvercin gibi. En ufak kapı sesiyle irkilen, daha gürültülü seslerde kulaklarını kapatıp "Momo" diye ağlayan Betül'üm. Ona hep sarıldım. Dizime yatırdım ağladığı zamanlarda, yeri geldi pışpışladım bir bebek gibi. Eğer yerinde olacaksa bu söz annesi oldum onun, okuldaki annesi.
Zamanla çok alıştık birbirimize. Ona Türkçe öğretmeye çalıştım. Çok başarılı olamadık. Birkaç kelime oldu tabi anladığı ancak iletişim kurmamıza yetmedi. Ben biraz onun dilini kurcaladım en azından çok sık kullandığı kelimeleri öğreneyim diye. Az çok faydalı oldu ancak yine sağlıklı bir iletişim kurmamıza yetmedi. Tüm bunlara rağmen biz Betül'le çok iyi anlaşıyorduk aslında. Aramızda bir hâl dili oluşmuştu ve biz o dilden konuşuyorduk. Çok değil sınıfına geldikten bir sene sonrası yaşadığımız bir anıyı aktaracağım sizlere.
Masallara, çocuk kitaplarına olan sevgimi katlayan bir anı.
Öğrencilerime kitap okumayı çok seviyorum. O güzel anlar bambaşka bir dünyanın içine çekiyor bizi. Büyülü bir dünya orası. Yine öyle her gün bir kitap okuduğumuz zamanlardı. Onlar daha iyi anlasın diye beden dilimi oldukça etkili bir şekilde kullanmaya çalışıyor vurgu ve tonlamalarıma çok dikkat ediyordum.
Hepsi can kulağıyla dinliyordu. Hepsi dinliyor ama ben birinin anlamayacağını düşünüyordum. Dilini bilmediğim, dilimi bilmeyen Betül'ün anlamayacağını düşünüyordum. Ama yanılıyormuşum. Betül'ün o okumalardan belki de en çok istifade eden öğrencim olduğunu sonradan fark ettim. Birkaç hafta sonra annesi geldi. Türkçe bilen bir akrabalarının tercümesi aracılığıyla iletişim kurmaya çalıştık. Betül' ün kardeşlerinin kitaplarını alıp benim gibi onlara hikayeler anlattığını öğrendim. Tamamen kendi hayal ürünü olan hikayeler... Bir de tıpkı benim sınıfta yaptığım gibi kullandığı beden dili, değiştirdiği ses tonu...
Sonrasında gözlerim dolu dolu baktım Betül'e... O günden sonra her gün okuduğumuz hikaye kitabını gönderdim evine. Betül her gün o kitabı kardeşlerine anlattı.
Ben özel bir öğretmenim. Ben özelim! Bunca güzelliğe şahit olabilmek ancak benim gibi özel bir öğretmene nasip olabilirdi ancak, dedim ve bir kez daha şükrettim. O günden sonra daha sıkı sarıldım masallara, hikayelere.
Betül... Dilimi bilmeyen, dilini bilmediğim. Ama gönlümü bilen, gönlünü bildiğim.
Benim size kattığım belki üç beş beceri, çizgi, sayı, harf... Ya sizin bana kattıklarınız canım çocuklar? Hepsi ayrı bir hayat dersi.
Hafize DOĞAN

Yorumlar
Yorum Gönder