Kayıtlar

Mayıs, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Şarkımız Bizim

Resim
  En sevdiğiniz iki şarkıyı aynı anda açın yüksek sesle. Bakalım ne kadar tahammül edebileceksiniz?  Edemezsiniz, her şey birbirine karışır ve çok sevdiğiniz o müzik dinleme eylemi bir işkenceye dönüşür.  İki insanın birbirini dinlemeden konuşmasına da bu gözle bakıyorum ben ve ne yazık ki karşılaştığım konuşmaların çoğu böyle. Birbirini dinlemeyen, yalnızca kendi ritmini kendi sözlerini duyurmaya çalışan yüksek sesli bir şarkı sanki konuşmalar.  Hepimiz ayrı telden çalıyor ve söylüyoruz. İletişimi bir şarkı söylemeye benzetsek ve şöyle bir yol izlesek ne güzel olur bir hayal edin: Bir diyeceğim var geçtim muhattabımın karşısına ve başladım kendi melodimle ritmimle konuşmaya. O da beni dinledi sözlerimin tınısını, ritmini aklında tuttu ki bu beni dinlediğinin ve anladığının en büyük göstergesi olurdu. Sonra benim bıraktığım yerden devam etti konuşmaya. Ben de aynı şekilde onu dinledim.  İkimiz de birbirimizin ritimlerini sözlerini aklımızda tuttuk. Ortaya ne güz...

BİR HAYAT ŞİİRİ; ''ÇİLE''

Resim
BİR HAYAT ŞİİRİ ‘’ÇİLE’’   -1- Epeyce bir zamandır aklımda olan, mutlaka yazmalıyım dediğim bu yazıyı yazmak bugüne nasipmiş, tamamlayabilirsem şayet. Bugün; Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in vefatının sene-i devriyesi. Rabbim O’ndan razı olsun. Kendisini tanımaya lise yıllarımda başladım. Sene sonunda kazandığım bir okul derecesi sebebiyle hediye edilen bir kitaptı ‘’Çile’. Bir de kalem koymuşlardı yanına ne de güzeldi. Bir kitap ve bir kalem... Şu zamanda bile beni bundan daha mutlu edecek bir hediye olabileceğini sanmıyorum. Kitap adını aldığı Çile şiiri ile başlıyordu. Kaç kez okudum bilmiyorum bugüne kadar. Ve bugün işte buradayım ve sanıyorum ki biraz da olsa anladım Üstad’ın ‘’Çile’’sini, hayat mücadelesini. Şiir 28 kıtadan oluşuyor. Her birine dair bir anım, her birini yaşadığım sevinçlerde ve daha çok imtihanlarda mırıldanmışlığım vardır. Bu yazımda kalemim yazdığınca bunlara yer vereceğim. Belki bitmeyecek yarım kalacak ama devamını mutlaka getireceğim. Hiç...

İÇİMDEKİ KÖRDÜĞÜMLERE

Resim
 İçime bir şeyler dert oluyor.  Bazıları küçücük ufacık. Bazıları ise kocaman kocaman.  Sonra o dertler düğüm düğüm oluyor.  Bazıları kördüğüm.  Ufak düğümleri çözüveriyorum onlar umrumda değil, -kendimi ağlarıyla uğraşan bir balıkçı gibi hissediyorum- aklım bu dert büyük deyip de kördüğümlediklerimde, gözümde de gönlümde de büyüttüklerimde... Ama şunu biliyorum ki her düğüm çözülmek için atılmıştır. Dermansız dert yoktur. Dağa göre kar vardır ve herkesin gönlüne göre bir düğüm. Rabbim kimseye taşıyamayacağı yükü vermez kimsenin içine de çözemeyeceği düğümler koymaz. Her şeyin bir ilmi vardır.  İçimdeki kördüğümleri çözmenin ilmini öğrenmek istiyorum. Var mı bilen?

Delil Yetersizliği

Resim
 Bazen geçmişte yaşanmış bir zulmü, haksızlığı kanıtlamak için arşivlere bakılıyor. Savaşlarda, soykırımlarda zulme uğramış olan taraf için olayların iç yüzünü gösterecek belgelere ihtiyaç duyuluyor.  Kimi zaman bulunuyor kimi zaman yetersiz kalıyor.  Delil yetersizliği... Daha çok belge, daha çok kanıt, daha çok fotoğraf, video... Aslında hiçbiri işe yaramıyor. Zalim yine zalimliğini yapıyor. Kudüs'te herkesin elinde telefon, yaşananları dünyaya aktarmaya çalışıyor her biri de. Ancak bu sadece bizler gibi zaten mazlumun yanında olan yüreklere dokunuyor.  Asıl zulüm sahipleri, zulüm destekçileri bunları görüp de "İsrail terörist " demiyor, demez, demeyecek. Onlar olsa olsa "Müslümanlar ölüyor." diye sevinecek.  Çünkü Bakara Suresi 7. Ayet: "Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de kalın bir perde bulunmaktadır ve onlar için büyük bir azap vardır." Aslında mesele kalpleri mühürlü olanlara kanıt sunmaya çalışmak değil, asıl me...

Bayram Harçlığı

Resim
 İlk öğrencim Esma Nur... Hiç unutmadı beni sağ olsun. Az evvel onunla konuştuk. Bayramımı kutladı ve hayatındaki güzelliklerden bahsetti. Aslında karşısına çıkan olumsuzlukları nasıl güzelliğe çevirdiğinden bahsetti desem daha doğru olur.  "Öğretmenim eskiden mutsuzdum, ama şimdi mutluyum. Ortaokulda arkadaşım yoktu ama lisedeki arkadaşlarımla bugüne kadar hep çok iyi anlaştık. Onlar bana hep yardımcı oldu. Öğretmenim, sanat evinde engelliler var onlarla da çok iyi arkadaşız. Onlar otizmli ama çoğu insandan daha iyi davranıyorlar bana. Benim görmez olduğumu biliyorlar ve ben gelince hemen yer ayırıyorlar. Onları çok seviyorum çünkü onlar çok iyi kalpli. Öğretmenim, bir de benim gibi bir arkadaşım oldu, onunla dertleştik ikimiz de aynı sıkıntıları yaşamışız, yaşadığımız sıkıntıları anlattık birbirimize." Öyle güzel anlattı ki kaydetmek istedim. O anlatırken altını çizmek istedim cümlelerinin... Daha da anlatacak çok şeyi vardı Esma'nın. Bir gün yüz yüze gelmeyi dileyerek ...

OKUL YOLU

Resim
  Okul yıllarıma dönüp baktığımda aklıma okul yollarım geliyor çoğu zaman. Biraz derin düşününce fark ediyorum ki "okul yolu" eğitim hayatımızın her alanında okul öncesinden tutun da üniversiteye kadar bize hayatı öğreten ne büyük bir dersmiş meğer! İlkokul yolları hoplayıp zıplamaların, bağıra çağıra şarkı söylemelerin, seke seke o yokuştan inmelerin, oyundan başka hiçbir şey düşünmemelerin, eve dönüş yolundaki o parkta azcık oynasam bir şey olmaz herhalde, diye düşünüp hava kararana kadar oynayıp eve dönünce iyi bir azar işitmenin ama yine de oynamanın, oyunların tadına doyamamanın yollarıymış. Ortaokul yolları ise insanları yavaş yavaş tanıyor olmanın, arkadaşlığın, dostluğun, kankalığın tadına varılmaya başlandığı yollarmış.  Taşınmaların getirdiği yeni yollara alışırken o yollarda tanışılan yeni insanlara da alışmakmış aynı zamanda.  Hayatın zorluklarını fark etmeye başladığım o yollar neler neler öğretmiş bana...  Bir yandan annelerimizin aman yavrum dikkat edi...

İÇİMDEN AĞLAMAK GİDİYOR

Resim
 İçimde bir deniz vardı. Vardı diyorum çünkü artık yok.  Bu iklim değişikliğinden bu toprakları çatlatıp lime lime eden amansız kuraklıktan benim içimdeki deniz de etkilendi haliyle.  İçimdeki denizde gemiler yüzdürürdüm evvelden.  Hayallerimi bindirip o gemilere el sallardım arkalarından. Ve bir çalkantı olurdu sonra, bir dalga gelirdi, dışına taşar gözyaşı olurdu denizimin tuzlu suları, gözlerimden akardı. Sonra taşları sektirirdim kıyılarında, en çok ben sektirirdim, hep ben kazanırdım o yarışları.  İçimden ağlamak gelirdi sonra bir de mutluluktan taşardı denizim dışıma dışıma... Bir zaman sonra, böyle bir zaman geldi. Giden gemileri umursamaz oldum, sevinmedim bile sektirdiğim taşlara. Kıyısında oturup ekmek attığım martılar da uğramaz oldu içime.  Denizim çekildi, sular çekildi, gözyaşlarım çekildi yavaş yavaş. Bunlar birdenbire oluvermedi.  Yavaş yavaş...  İçimden ağlamak gidiyordu.  O koskocaman gemilere bindirip gönderdim içimden ağla...

"İhtiyaç"lar Hiyerarşisi

Resim
  Yüz tane kalem gibi sarılmış yaprak sarman mı?  Yoksa kaleminden dökülen yüzlerce kelime mi?  Hangisi daha fazla beğeniye layıktır? Muhtemelen o kalem gibi zeytinyağlı sarmacıklar daha fazla "layk" alacaktır.  Boynu bükük kaleminden dökülen kelimelerin ise o beğenilere çok da layık görülmeyecektir.  Neden böyle peki?  Maslow vermiş cevabını:  "İhtiyaçlar Hiyerarşisi" Yaprak sarmaların hiyerarşinin en temelindeki ihtiyaçları karşılarken, kelimelerin ancak son sırada yer bulabilmiş kendine.  Eğer beğenilmek istiyorsan hiyerarşiye itaat et! Yemek yap, ye göster! Bugün de doyduk çok şükür, diye şükret üstüne bir de. Çok güzel bir evde barınıyorsun, göster! Allah olmayanlara versin, de. Çok cici kıyafetler giyiyorsun, göster! Bunlar değil mi en temel ihtiyaçların? Beslenme, barınma, giyinme... Göster ki çatlasın el âlem çatır çatır! Sonra aileni paylaş, dostlarını...  Ne kadar sevildiğini...  Sevgi dolu bir hayat yaşadığını göster! Göster k...

BİLGİ OBEZİTESİ VE CEHALET

Resim
Yaşadığımız çağda açlıkla mücadele eden büyük bir nüfus var dünya üzerinde. Aynı zamanda obeziteyle mücadele eden nüfusun da dünya tarihinde en üst düzeye ulaştığı zamanlarlardayız.  Bu çok derin bir mevzu elbet buraya girersem çıkamam.  Uç noktalarda yaşayanların/yaşayamayanların sayısı gün geçtikçe artıyor.  Biz bu iki uç noktayı yalnızca bedensel olarak yaşamıyoruz aslında zihinsel olarak da yaşıyoruz.  Bir yandan cehaletle mücadele ederken bir yandan da bilgi obezitesi ile mücadele etmeye çalışıyoruz.  Bilgi obezitesine sebep olan abur cuburlar; ne zaman istersek bir tıkla ulaşabileceğimiz sanal bilgiler(doğru/yanlış) veya bir gecede dikilen gecekondular gibi temeli sağlam olmayan alelade yazılmış "kitap"lar.  Merak edilmeden öğrenilmiş, sorgulamadan zihne kaydedilmiş her tür bilgi zihnin abur cuburu. Obeziteden kurtulmak için nasıl ki hareketi öneriyor uzmanlar, bilgi obezi olmaktan kurtulmak/korunmak için de zihinsel hareket çok önemli. Bir de cehalet...

İçimin Asık Suratlı Teyzesi ve İçimin Çocuğu

Resim
  İçimde bir çocuk var ve asık suratlı yaşlı bir teyze.  Çok kez yaşıyorum bunu.  Şöyle bir manzara: Yaşlı teyze hep önde duruyor içimde. Arkasında sürekli onun eteğini çekiştirip duran bir çocuk. Merak ediyor, her şeyi soruyor, öğrenmek istiyor, öğrendiklerini uygulamak istiyor, uygularken hata yapmak istiyor, hatalarını düzeltmeye çalışmak istiyor. Yaşlı teyze ise asık suratıyla "Otur oturduğun yerde, başımıza iş çıkarma!" diyor. Çocuk susmuyor ama saygısından teyzenin önüne de geçemiyor. Hani bir kaç kez çocuğun dediği de olmuştu. O yaşlı teyze de burnunu kıvırarak izlemişti. Ama güzel şeyler olmuştu. Sonrası yine aynı... Çocuk devamlı bir çaba içinde eteğini çekiştirmeye devam ediyor yaşlı teyzenin.  Yaşlı teyze günden güne elden ayaktan düşüyor. Sonu yakına benziyor. Keşke diyorum içimdeki teyze bilge bir kadın olsaydı da dizinin dibine oturtup masallarla büyütseydi içimdeki çocuğu.  Ama o cahildi. Yüzü asıktı.  Çocukları da hiç sevmezdi. Ben büyüdükç...

HÂL İLEDİR KÂL İLE OLMAZ

Resim
 Bundan dört beş sene evveldi. Suriye'deki savaştan, Halep'ten kaçıp gelmiş bir ailenin down sendromlu çocukları Betül'ün sınıfıma geldiği zamanlar... Savaşın korkunç yüzü bir çocuğu ne kadar korkutursa o kadar korkmuştu Betül. Öylesine ürkek, bir güvercin gibi. En ufak kapı sesiyle irkilen, daha gürültülü seslerde kulaklarını kapatıp "Momo" diye ağlayan Betül'üm. Ona hep sarıldım. Dizime yatırdım ağladığı zamanlarda, yeri geldi pışpışladım bir bebek gibi. Eğer yerinde olacaksa bu söz annesi oldum onun, okuldaki annesi. Zamanla çok alıştık birbirimize. Ona Türkçe öğretmeye çalıştım. Çok başarılı olamadık. Birkaç kelime oldu tabi anladığı ancak iletişim kurmamıza yetmedi. Ben biraz onun dilini kurcaladım en azından çok sık kullandığı kelimeleri öğreneyim diye. Az çok faydalı oldu ancak yine sağlıklı bir iletişim kurmamıza yetmedi. Tüm bunlara rağmen biz Betül'le çok iyi anlaşıyorduk aslında. Aramızda bir hâl dili oluşmuştu ve biz o dilden konuşuyorduk. Çok ...