Kayıtlar

Haziran, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

MESLEĞİM VE ŞİİRİM

Resim
Bundan birkaç ay evvel bir şiir atölyesine katılmıştım. Atölyede çok değerli arkadaşlarla bir araya geldik ve kendisi de bir şair olan atölye hocamız tarafından şiirlerimizin değerlendirilmesi imkanına sahip olduk.  "Acaba yazabiliyor muyum?" sorusuna bir cevap arayıştı aslında benim katılıma sebebim.  Şiirlerimizi yazdık ve hocamıza sunduk.  Öyle güzel şiirler vardı ki imrenerek dinledim.  Çoğumuzda fark ettiğim bir durum vardı; içimizi dökmüştük şiir adı altında.  Hocam herkesin şiirinden bazı sözleri çıkardı, art arda tavsiyeler sıraladı.  Sıra bana geldi.  Heyecandan içimde kelebekler uçuşuyordu tabii. Fakat benim değerlendirmem o kadar uzun sürmedi.  Şiirim çok güzeldi ondan mı?  Hayır.☺️  Hocam benim şiirimi pek bir tenha bulmuştu. Söyleyeceğini söylemiş ve kenara çekilmiş bir şiir...  Lafı dolandırmamış.  Biraz daha ayrıntıya girebileceğim tavsiyesini verip diğer arkadaşların şiirine geçti.  O konuşma orada bitmedi ...

YOLDA OLMAK

Resim
Bazı kavramlar vardır üzerine çok düşündüğüm, her yerde karşıma çıkan, algılarımı üzerine toplayan. Bunlardan biridir "yol" kavramı. Yolda olmak zihnimi açar, coşturur. Eğer bir yola gidiyorsam mutlaka ama mutlaka düşüncelerimi kaydedecek bir araca ihtiyaç duyarım. Bazen sırf yeni düşüncelere kucak açmak için bir yolculuğa çıkma ihtiyacı duyarım. Boşuna dememişler tebdil-i mekanda ferahlık vardır, diye. İşte o ferahlık en çok yoldayken gelir üzerime. Sürekli değişen mekanlar arasında gidip gelirken... Yolda olma halim varoluşsal düşüncelere de sürükler beni. "Neden buradayım? Nereye aidim?" soruları sık sık aklıma gelir ve "Evet bu dünyadayım ama buraya ait değilim" derken bulurum kendimi. Sürekli değişen mekanlar silsilesi içinde hiçbirine ait olmadığımı  ve hiçbirinde kalıcı olmadığımı bilmek, zaten bu dünyaya ait olmadığımı idrak etmemin yolunu da açar. Bu dünyaya ait olmadığımı bilmeye ihtiyacım vardır. Böyle böyle fark ederim acziyetimi ve kuşanırım t...

BİR YANIMIZ ARABESK

30'lu yaşların insanın kendi geçmişiyle yüzleşme işlerini hallettiği yaşlar olduğu gibi bir düşünceye sahip olmuşum nedense. O yüzden kollarımı sıvayıp ne zaman kalemi elime alsam bir yüzleşme dili hakim oluyor yazdıklarıma. 20'li yaşlarımın son demlerindeyken bazı yüzleşmeleri şimdiden halledeyim diyorum. Bugün de çocukken her gün mutlaka duyduğum bir şeyle, yüzleşeyim dedim, arabeskle... Doğduğun ev kaderinse, duyduğun müzik de kaderindir. Yıllarca, hele hele ki duyduklarının zihnine sorgusuz sualsiz kazındığı çocukluk yılların boyunca kulağına çalınan müziklerin hayatında hiçbir etkisinin olmadığını iddia edemezsin. İşte o yıllarda çalınmış kulağımıza arabesk. (Ankara'da büyümenin bir yan etkisi de olabilir bu) Oyun oynadığımız sokağın pencerelerinden, bindiğimiz dolmuşlardan, okul sıralarımızdan bangır bangır yükselirken, düğünlerimiz bile onunla başlayıp sona ererken... Ne yapabilirdik ki nasıl kaçabilirdik?   Hem neden kaçalım? Nereden yükselirse yükselsin acısıyla, t...
Resim
 Bir fikirle ne yapılır? Peki ya bin fikirle? Ancak turşusunu kurarsın, fikir turşusu. Sonrası beklemiş, kokuşmuş düşünceler.  Eskiden bir fikrim olduğu zaman paylaşmaktan korkardım. Ya fikrime sahip çıkamazsam ya onu birisine kaptırırsam? İşte zihnimin içi öyle onlarca fikirle doldu yıllarca. Al sana fikir turşusu. Hepsi de eriyip gitti, yok oldu. Geçenlerde bir kitapta okumuştum: Fuat Köprülü bir makale yazdığı zaman Zihnindeki diğer makale fikirlerini de yazarmış makalesine. Dolayısıyla kimse kullanamazmış onun fikrini.  Bir fikri tapulamak desek olur mu buna? Fikir tapusu. Ben başka bir yol seçtim. Paylaşmaya başladım fikirlerimi. Baktım ki evet güzel bir şeymiş bu. Paylaştıkça çoğalıyor daha güzel bir hal alıyor.  Kaptırdıklarım da oldu belki, uzaktan izledim. O da güzel bir duyguydu, sana ait olan bir şeyin güzel yerlere geldiğini görmek... Evlâdın gibi... Artık şunu öğüt veriyorum kendi kendime ve kendimden küçüklere. Ürettiğin ne olursa olsun bir fikir, bir t...

ANADOLU'YU SEVİYORUZ, ÇÜNKÜ...

Resim
 Bir Mustafa Kutlu kitabı bitirdiğimde hep aynı şey olur. Anadolu'yu düşünürüm Bu sefer aklıma şu geldi:  Geçen senelerde bir kızcağız bir yazı kaleme almıştı derginin birinde. Öylesine yanlış bir başlık seçmişti ki tepkilerin ardı arkası kesilmemişti dergi okurları arasında. Yazısını okuyunca acımasızca eleştirmek yerine anlamaya çalıştım ve haklılık payı olduğuna kanaat ettim.  Ne miydi o başlık? "Anadolu'yu Sevmiyorum, Çünkü..." Nasıl ya Anadolu sevilmez mi, diyor insan okuduğunda. Ama dedim ya yanlış bir başlıktı. Çünkü yazı boyunca Anadolu'ya dair tek bir kötü sözü olmamıştı.  Anadolu irfanını kaybetmiş insanlardan bahsediyordu aslında. *Erkek çocuklarının geleceğe bir yatırım, kız çocuklarının ise ailesine laf getirmeden düzgün bir yere gönderilmesi gereken emanet olarak görüldüğünü, *Mal-mülk çokluğunun itibar göstergesi olduğunu *Yaşça büyük olmanın yargı dağıtmak için yeterli, yaşça küçük olmanın ise cahil sayılmak için yeterli olduğunu *Hatasını anlayanı...