Kayıtlar

Nisan, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

EĞİL DAĞLAR

Resim
Atalarımızı düşünüyorum da dağlara ne çok türkü yakmışlar.  Bazen sitem etmişler, bazen bir yol ver diye yalvarmışlar, heybetinden korkmuşlar.  Çünkü bırakmıyor, çünkü insanoğlunun gücü yetmiyor.  Geçit vermiyor ki kavuşsun yarine özlediği her ne ise... Bir de hayaller kuruyor... Dağları bir aşsa yarine kavuşsa her yer bağ bostan.  Öyledir çünkü; dağlar hüzünlü türkülerin, bağlar bostanlar da neşeli türkülerin simgesidir. Sevdiğine kavuştuysan eğer bağların o bereketine, canlılığına da kavuşmuş olursun.  Ama gel gör ki sevdiğine kavuşmanın önündeki en büyük engeldir dağlar.  O türküleri dinlerken hep anlamaya çalışırdım onları.  Eskiden öyleymiş derdim.  O eskidenmiş...  İnsanoğlu dağları aşacak teknolojiye sahip değilmiş o zamanlar.  Ta ki bugünlere kadar.  Bugünler= teknolojinin insanları kavuşturmaya yetmediği Modern! zamanlar...  Demek ki mesele dağ değilmiş.  Bir gün bir virüsün gelip de dağ gibi önümüze çıkacağını bi...
Resim
  OLUMLU ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK   Çocuklar yetiştiriyoruz … Dünyanın bin bir türlü olumsuzluğu olduğu gerçeğini bilerek, o binlerce olumsuzluğun karşısında dimdik durabilecek binlerce umudumuzla çocuklar yetiştiriyoruz. Olumsuz bir dünya, çocuklarımız ve umut … Hayır, hayır! Değerli Ebeveynimiz, Olumsuz bir tablo çizmek değil bu yazının amacı. Bilakis, gayemiz o binlerce umudunuzu hatırlatarak içinizde belki yeni umutların ve yeni heyecanların yeşermesine vesile olmaktır.   Bir Hikâye Eski zamanlarda buğday hasadı şiddetli bir doluyla tamamen yok olmuş bir çiftçinin hikâyesi anlatılırmış. Bu çiftçi sürekli hayıflanarak, eğer her şeyi kendisi kontrol ederse muhteşem bir hasat elde edeceğini ve çok para kazanacağını söyler dururmuş. Hikâye bu ya, çiftçinin istediği gerçek olmuş. Bütün doğa olaylarını kontrol edebilme yetisine sahip olmuş bir gün. İstediği zaman yağmur yağdırıp, istediği zaman güneş açtırmış. Tüm mevsimler tadında yaşanıyormuş. Her şey ol...
Resim
  DOĞA BİZİ SEVİYOR Evet, doğa bizi çok seviyor. Çünkü bizim için yaratılmış. Her kış bembeyaz karların içinde bir gelin gibi süzülüyor. Her baharda bin bir renk çiçekleriyle çıkıyor karşımıza. Her yaz sımsıcak ısıtıyor içimizi. Her sonbaharda yapraklarını döken ağaçlarla birlikte kâinatın bambaşka renklerine şahit oluyoruz. Her sabah penceremizin perdesini araladığımızda bir güneş göz kırpıyor bize. ‘’Senin için varım.’’ diyor adeta. Ya da bir ağacın serin gölgesi bizi şefkatiyle sarıp sarmalıyor. ’’Haydi derin bir nefes al ve ferahla’’ diyor bize. Gürül gürül çağlayan bir derenin sesi çok hoşumuza gidiyor. Cıvıldaşan kuş sesleri de öyle… Doğa tüm duyularımıza hitap ederek bizi rahatlatıyor. Gördüğümüz en güzel renkler onda, işittiğimiz en güzel sesler onda. Kokladığımız en güzel kokular doğada. Bize sunduğu binlerce değişik tat var. Bir toprağa dokunduğumuzda bir çiçeği okşadığımızda nasıl huzurla doluyoruz öyle değil mi? Hangi birini sayalım? Tüm bunları yapabi...
Resim
DÜŞLÜYORUM, ÖYLEYSE VARIM! Hatırlıyor musun? En son ne zaman hayal kurdun? En son ne zaman bir hayalin gerçek oldu? Ya da, En son ne zaman hayal kırıklığına uğradın? Sana bir sır vereyim mi sevgili arkadaşım? Eğer bunlardan bir tanesini bile yaşadıysan çok şanslısın. Çok şanslısın çünkü düşlemeyi başarabilmişsin. Başarabildin çünkü hayal kurmak, hayallere tutunmak sanıldığı kadar kolay değil. Küçük ya da büyük bir hayalimiz olduğunu söylediğimizde çevremizden nasıl tepkiler alırız? ‘’Boş hayaller kurma!’’ ‘’Dünya o kadar da tozpembe değil!’’ ‘’Olacak iş mi?’’ Bunları duyduktan sonra çoğu zaman susar, içimize döner ve kurmaya başladığımız o hayali silmeye çalışırız. Peki ya tüm bu sözler karşısında düşlemekten vazgeçmeyenler? İşte onlar başarıya ulaşanlardır. Dünya tarihinde adını gördüğümüz birçok başarılı isim bir hayalle yola çıkmıştır. Hayalinin peşinden gitmesi neticesinde tarihe adını yazdıracak büyük başarıların sahibi olmuşlardır. Fatih Sultan Mehme...
Resim
  FARKINDA MISIN? AYNIYIZ! Merhaba. Sana biraz kendimizden bahsetmek istiyoruz. Bizi hatırlayacağına eminiz. Hiç yerinde duramayan, sürekli konuşan bir çocuk vardı ya işte o benim. Neden böyle davrandığımı kimse anlamıyor. Çok yaramazmışım öyle söylüyorlar. Oysa ben sadece içimden geldiği gibi davranıyorum. Ben de hiç kimseyle konuşamam, konuşmak şöyle dursun kimsenin gözüne dahi bakamam. Belki benimle şakalaşmak istediğin bazı zamanlar olmuştur. Ama muhtemelen ya tepki vermemişimdir sana ya da sert bir tepkimle karşılaşmışsındır. Çünkü benim için sadece gerçek davranışlar vardır. Onun dışındaki tüm davranışlar kendimi güvensiz hissetmeme sebep olur. İçimde bambaşka bir dünya var. Kendi kendime inşa ettiğim bir dünya. Bu dünyaya kimsenin girmesine izin vermek istemiyorum. Sadece çok güvendiğim ve çok iyi tanıdığım insanlar girebiliyor. Ben ise seninle çok iyi anlaşabiliyorum. Ama bazen bir şeyler ters gidiyor. Öğretmen tahtaya çıkarıyor. Bir metni okumak için veya bir sor...
Resim
ÇOKLUK VE YOKLUK ÜZERİNE  Radyo dinlerken duydum. Çok hoşuma gitti. "Eskiden hiçbir şeyimiz yoktu. Var olan tek şey yokluktu." dedi bir abimiz.  Şimdi ise yokumuz yok, varımız çok... Peki biz neredeyiz bu çokluğun içinde? Sahip olduğumuz onlarca "şey"in arasında kaybettiğimiz kendimizi nasıl bulacağız? Eskiden bir şey yoktu ama insan vardı.  Şimdi ise sahip olduğumuz onlarca eşya arasında kendimizi bulamıyoruz. Sahi nereye koymuştuk ya kendimizi? Arıyoruz... Belki buluyoruz. Ya da bulamıyoruz... Deliriyoruz. 
Resim
Mustafa Kutlu'nun bir hikayesinde bir yorgancı, genç kızların çeyizi için hazırladığı yorganlarla konuşuyordu.  Gelin olacaklardan biri için: "Seni yüklüklerde lavanta kokularına boğar. Her bahar güneşe çıkarır, tasalanma." diyordu  diktiği yorgana. Bugün yorganları havalandırayım derken bu satırlar geldi aklıma. Acaba dedim ben bu yorganların hakkını verebiliyor muyum? Acaba tasalandırdım mı onları? Şöyle bir bakınca emek akıyor bu yorganların üzerinden. Hem ne büyük emek! Yününden, temizlenmesinden, dikimine kadar... Her sene havalandırmak gerektiğini biliyorum evet. Ama böyle Mustafa Kutlu'dan okuyunca daha bir istekle çıkardım güneşe. Ha bir de ilkel bulanlar var tabi. Kıymetini bilemeyip elden çıkarmaya çalışanlar da var. Kıymetini yeni yeni anlayanlar var. Baş tacı edenler, misafirlerini mis gibi yorganlarla ağırlamak isteyenler var.  Ne büyük kültüre sahibiz! Mustafa Kutlu'yu her okuduğumda haddim olmayarak düşünüyorum "Bu kadar şeyi nereden biliyor?...
Resim
MESLEKİ DEFORMASYON  "Mesleki deformasyon; kişinin olaylara ve olgulara istemsizce mesleki refleksler vermesi olarak da tanımlanabilir." Böyle tanımlamış uzmanlar mesleki deformasyonu. Acayip güzel mesleki deformasyonlarım var. İnsanların birbirine olan acımasızlığını, eleştirilerin yapıcılıktan oldukça uzaklaşıp elim bir yıkıcılığa dönüştüğünü gördüğüm şu zamanlarda mesleki deformasyonlarım beni epey mutlu ediyor. Özel eğitimin en temel felsefesi karşındaki kim olursa olsun "Önce insan olarak görmek"tir. Tasavvufi bir bakış açısı da diyebilirsiniz, hümanistik bir yaklaşım da. Artık nasıl adlandırmak isterseniz.  Ama en önemlisi insana yakışan insanca bir bakış.  Ne olursa olsun insan!  Ve her insanın yapabildiği bir şey mutlaka vardır der özel eğitim... Bu yüzden biz kişinin yapamadıklarıyla değil yapabildikleriyle ilgileniriz.  Hal böyleyken devamlı bir olumlama, her şeye iyi tarafından bakma, bardağın hep dolu tarafını görme kısacası polyannacılık denen kavra...
Resim
ÜÇ NOKTA GÜZELLEMESİ '' Herhangi bir nedenle tamamlanmamış, eksik bırakılmış cümlelerin sonuna konur." İnsanın en sevdiği noktalama işareti olur mu? Benim var, üç nokta... Ki herkesin de vardır bence. Kimi hayatı ünlem işaretleriyle yaşar. Mütemadiyen hayret içinde. Her şeye fazlasıyla şaşırır. Hadi ya!! Gerçekten mi!! İnanamıyorum! Bu kadarına pes! Ya da sürekli emirler yağdırır çevresine ünlemli ünlemli! Kimisi en çok soru işaretini sever. Çok soru sorar hem kendine hem çevresine. Neden böyle oldu? Niçin onu öyle yaptın/m? Şöyle olsaydı daha mı iyi olurdu? Eğer bilimsel açıdan merak mefhumu bu soruları ortaya çıkarıyorsa iyi de kadere çok soru sorunca o iş biraz isyana gidiyor Allah muhafaza. Neyse bir de noktayı çok sevenler var en çok imrendiğim...Onlar için herşey nettir. Güzel konuşurlar. Söyleyeceğini söyler çatır çatır noktaları koyuverirler cümlelerinin sonuna. Ayy bir de virgülü çok sevenler vardır ki hiç bitmez cümleleri. Hiç susmazlar. Kadınların genelde bu gru...
Resim
  Ah çocuklar... Şu fotoğrafa her baktığımda içim cız ediyor.😟 Hani o gün herkes tebrik etmişti ya bizi... Bana demişlerdi özel olarak '' Ne güzel hazırlamışsınız tebrikler'' diye.. Sonra sen Celalettin okumaya geçtiğinde yine beni tebrik etmişlerdi ve sen Hasan o güzel resimlerini sergide görenler yine '' Tebrikler hocam ne güzel şeyler yaptırmışsınız böyle.'' demişlerdi. (Bilmiyorlardı halbuki hazırlanan da yapan da okuyan da sizlerdiniz.) Şimdi ben şunu merak ediyorum. Sizi de tebrik eden oldu mu çocuklar? ''Öğretmeninizi ne güzel yetiştirmişsiniz tebrikler!'' diyen oldu mu size ? Hani ben sudan çıkmış bir balıktım da siz bana öğrettiniz ya ne yapacağımı... kimse tebrik etmedi mi sizi? Tamam ben size biraz okuma yazma biraz matematik biraz öz bakım işte bir şeyler öğretmiş olabilirim. Ama siz bana HAYATI öğrettiniz o ne olacak çocuklar? Nasıl ödeyeceğim hakkınızı. Hayatıma kattığınız güzelliklerin karşılığını nasıl vereceğim? Tabi ki ...
Resim
DELİLİK BİZİM İŞİMİZ Liseden mezun olmuştum. Sayısalcıydım. Çok iyi olmasa da hatırı sayılır bir puan almıştım sınavdan. Geldik tercih dönemine. İstediğim bölüme puanımın yetmeyeceğini biliyordum. O yüzden yeni bir şeyler arıyordum. Kafam çok karışıktı zira ne istediğimi ben dahi bilmiyordum. Kimseye sorasım kimseye fikir danışasım da gelmiyordu. Herkes bir mühendislik ya da matematik fen öğretmenliğini tercih etmem konusunda hemfikirdi.  Bir gün bir hocamızla konuşurken ne yazacaksın karar veremedin daha dedi ve tercih kılavuzunu eline aldı. Rastgele bir sayfa açtı. ''Görme engelliler öğretmenliği yazalım o zaman sana madem diğerlerini istemiyorsun.'' dedi... Birden duraksadım hiç duymamıştım o güne kadar böyle bir meslek mi varmış dedim kendi kendime. O gün yine kararsız bir şekilde eve gittim. Çok araştırmıştım. O zamanlar fazla bilgiye de rastlayamamıştım. Ama içime bir kıvılcım düşmüştü sonuçta. Ben görme engelliler öğretmeni olacaktım...  Ve oldum. Anladım ki d...