Kayıtlar

Aralık, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

MOTİFLERDEN BİR HAYAT

 Tezhip Üzerine Tefekkürler Yıllardır epey merakımı cezbeden, eserlerini gördüğümde içimi huzurla dolduran bir sanat dalı tezhip. Çok kısa bir süredir de fiili olarak ilgilenmek nasip oldu. Yolun çok çok başında olsam da onun ruhuma eş bir sanat dalı olduğunu söyleyebilirim. Yaptığı her işi duygusal ve düşünsel bir zemine oturtmadan o işe devam edemeyen ben, daha yolun başındayken tezhip sayesinde bambaşka tefekkür kapılarını tıklatıyorum acemice. İlk dersimizde hocam tezhibin anlamının bezemek olduğunu söylemişti. Bu anlam beni nerelere sürüklüyor gelin, bakalım: Diyelim ki; elinizde bir daire var ya da başka bir şekil... O şeklin içini bu sanata özgü motiflerle bezeyerek eserinizi tamamlamaya çalışıyorsunuz. Bunlar belki de en amatör, en basit tarifi olabilir tezhibin. Fakat tüm bunlar sayesinde fikir dünyamda çok derin anlamlar zuhur ediyor. Başta elimdeki içi boş şekil benim hayatım ve ben hayatımı kendi istediğim şekilde bezeyebiliyorum. Onu çiçeklerle, yapraklarla, zarif çizg...

ADALET

 Meslek gruplarına göre adalet beklentisi (öğretmenler için adalet, doktorlar için, sanatçılar için...) canlı türlerine göre adalet beklentisi (kediler için, ağaçlar için, köpekler için adalet.....) şiddet türlerine göre adalet beklentisi (kadına şiddet, çocuğa şiddet, fiziksel, sözel, psikolojik şiddet için adalet...) İnsanların, adaleti elinde bulunduran mercilerden beklentilerinin sıralandığı böyle uzunca bir liste yapılabilir sanıyorum. Fakat adalet dediğimiz, kişiye, şartlara, mesleğe, canlı türüne, isimlere göre değişen bir mefhum mudur ki bunca dallanıp budaklanmıştır? Adalet, bazı durumlarda gözardı edilip bazılarında kılı kırk yararak sağlanabilecek, istediğimiz gibi eğip bükebileceğimiz, istediğimiz yöne çekebileceğimiz bir mefhum mudur? Şartlara göre değişebilen adalet gerçek bir adalet midir? Adalet, salt adalet, her şey için herkes için değil midir? Tüm haklara yakın ve tüm haksızlıklara aynı ölçüde uzak tek bir adaletten bahsetmek mümkün değil midir? "Adalet mülkün t...

BİR KULAÇ DAHA

Diyorlar ki "yaşadığınız anı kıymetlendirin, tadını çıkarın, şimdi ve burada olun." Kalbim başka göklerde kanat çırpmak için atarken mütemadiyen, nasıl burada olabilirim? Dünyaya ait değilken nasıl ait hissedebilirim onun mekanına ve zamanına? Anın tadını çıkarmanın tadını bir kez olsun çıkaramayacağım sanırım. "Binmedim bir kez olsun saltanat kayığına" diyor ya Tenekeci, ben de kürek çekemeyeceğim şimdinin sularında. Az ilerideki su hep daha berrak, daha dingin görünecek...

MARİFET

Düştüğümüz yerin adıdır dünya. Üstelik bir kere içine düşmüş olmamız da yetmez ona, inişli çıkışlı yollarının tam ortasında bize özel açılmış kuyuları vardır.  Tekrar tekrar düşelim diye... Düz yollardan geçeriz, yokuşlar tırmanırız, yokuşlar ineriz kuşlar gibi hafif. Yine bazı kuyulara kuş gibi düşer hemencecik çıkarız kanatlarımızla, bazıları derindir, dikenlidir, çıkmak istedikçe düşeriz, ağır imtihanımız olur çıksak bile unutamayız. İnsanız, her şeyin ilmini öğreten, kuyulardan çıkabilmenin ilmini de öğretecektir, diye düşünürüz. Öğreniriz ve hatta överiz ayağa kalkışlarımızı. Ben düştüğüm yerden kalkmasını bilirim, diye laflar ederiz. Fakat asıl marifetin bu olmadığını da zamanla öğretir dünya.  Marifet, kendi yolundaki, engelleri aşmakta değil başkalarının yolculuğunu kolaylaştırmaktır, uzatılacak bir ele sahip olmaktır. Düşmeseymiş demeden, hep ben mi kaldıracağım, demeden... Marifet yıkılmadım ayaktayım, diye övünmek değil, ben yıkılmadım ama başkalarının da yıkılmasın...

EBRU ÖĞRETMEN'E BİR MANZUME

Bir şey var anlatmak istediğim, Bir anı. Ellerinden tanırım keskin rüzgarları.  Bir kışın orta yeri ve lise sıraları...  Ellerim her zamanki gibi Kesiklerle dolu rüzgarların açtığı.  Ellerim egzamalı. Bir öğretmenim var, O gün beni tahtaya çıkardı. Fakat ne sözlü ne yazılı! Ellerin, dedi. Evet, dedim, ellerim egzamalı. Aldı avuçlarına okşadı, Sardı anne şefkatiyle sarmaladı. Merhem miydi çantasından çıkardığı Sihir mi büyü mü? Rüzgarın açtığı kesikleri bile yola getiren... Boyun eğdi kan oturmuş çatlaklar, Andırırken çorak bir toprağı. Gelsin şimdi nereye kadar gelirse kış, İster fırtınalar sıkıştırsın ellerimi tenhada. Ellerimden tutan bir öğretmenim vardı artık!  Öğretmenim... Merhemiyle değil yalnız, Merhametiyle yaralarımı saran, Ellerimi değil yalnız, ruhumu da okşayan... Bundandır; Bir öğretmenin açtığı yaralar kolay kapanmaz. Bir öğretmen sardıysa bir yarayı, bir daha asla açılmaz.

Muhammed'siz Muhabbet: Modern Zaman Mutasavvıfları

 Popüler olan her kavramın içinin boşaltıldığı gibi tasavvuf kavramının da içini boşaltmaya çalışan bir güruh peyda oldu son zamanlarda. Ancak tasavvufun, yalnızca ruhen yükselebilme kabiliyeti gösterenlerin ulaşabileceği bir kapısı olduğundan bu güruhun yaptıkları tasavvufun özüne asla zarar veremeyecektir. Sözüm ona, tasavvuf alanında üç beş online eğitim almış, alanda yüksek lisans yapmış herkesin tasavvufi bir ahlaka sahip olduğunu söyleyebilir miyiz? Sahip olduğu ahlakı çok okuyarak kendini geliştirerek tasavvufi bir örtüye bürüyen, güçlendirirken güzelleştirebilenler müstesna... Tasavvufu çok iyi bilip hayatıyla bütünleştirememiş olanların sayısının epey arttığını gözlemliyorum. İnsanın erdemlere yaklaşmak uğruna kendini eğitmesi, varlığını güçlendirmek maksadıyla buna yönelmesi de takdire şayan bir durum lakin bir şey eksik diyorum her seferinde. Bu modern zaman tasavvufçularında bir şey eksik... Eksiğin ne olduğunu bugün fark edebildim sanıyorum, Mevlit Kandil'inde. Muhamme...
Resim
  BEKLENEN ÖĞRETMEN Her öğretmen beklenendir. Çiçeklerin, en güzel renklerini sunmak için beklediği gibi baharı, Bir çocuk da öyle bekler ruhunda rengârenk çiçekler açtıracak öğretmenini. Bir öğretmen, nevbaharıdır bir çocuğun…   Atandığım şehre vardığımızda sabahın ilk ışıkları aydınlatıyordu terminali. Babamla mesai başlayana kadar bekledik burada. Güneş terminalin karşısındaki tepelere vuruyordu usulca. Güzel bir Eylül günü için hazırlanıyordu şehir. Yeşilin her tonunu görebilmek mümkündü gözlerimi ne yana çevirsem ve dünyaya daha önce bu kadar yeşil bakmadığımı fark ettim. Bozkırın sarısı ve göğün mavisinden başka bir renge aşina değildi gözlerim. Sevmiştim bu şehrin insana huzur veren yeşilini. Mesai saatinin yaklaşmasıyla şehir merkezine doğru yola koyulduk babamla. Babam çok mutluydu. Böyle şeyleri konuşmazdık pek ama bunca yıllık evladı olarak mutluluğunu hissedecek kadar tanıyordum onu. Atandığım okula geldik. Kendimi okula yeni başlayacak bir çocuk gibi...