İçimin Asık Suratlı Teyzesi ve İçimin Çocuğu

 

İçimde bir çocuk var ve asık suratlı yaşlı bir teyze. 
Çok kez yaşıyorum bunu. 
Şöyle bir manzara:
Yaşlı teyze hep önde duruyor içimde. Arkasında sürekli onun eteğini çekiştirip duran bir çocuk. Merak ediyor, her şeyi soruyor, öğrenmek istiyor, öğrendiklerini uygulamak istiyor, uygularken hata yapmak istiyor, hatalarını düzeltmeye çalışmak istiyor. Yaşlı teyze ise asık suratıyla "Otur oturduğun yerde, başımıza iş çıkarma!" diyor. Çocuk susmuyor ama saygısından teyzenin önüne de geçemiyor. Hani bir kaç kez çocuğun dediği de olmuştu. O yaşlı teyze de burnunu kıvırarak izlemişti. Ama güzel şeyler olmuştu. Sonrası yine aynı... Çocuk devamlı bir çaba içinde eteğini çekiştirmeye devam ediyor yaşlı teyzenin. 
Yaşlı teyze günden güne elden ayaktan düşüyor. Sonu yakına benziyor.

Keşke diyorum içimdeki teyze bilge bir kadın olsaydı da dizinin dibine oturtup masallarla büyütseydi içimdeki çocuğu. 
Ama o cahildi. Yüzü asıktı. 
Çocukları da hiç sevmezdi.

Ben büyüdükçe yaş aldıkça içimdeki yaşlı teyze ölüyor sanki de küçük bir kızın sesleri daha çok duyuluyor... 
Yaşamak ve yapmak istiyor! 
Ve birkaç dize geliyor aklıma;
"Cenazeye ölüden önce gelenler,
Yaşasın diyorlar, yaşamayı hak eden 
Varsın bulunmasın çorabımızın teki..." 
Yaşlı teyzenin cenazesine hemen önden gidiyor ve yaşasın diyor benim içimdeki çocuk da... Yaşamayı hak eden yaşasın!
Lakin hakkını versin yaşamanın...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhammed'siz Muhabbet: Modern Zaman Mutasavvıfları

EBRU ÖĞRETMEN'E BİR MANZUME

EĞİL DAĞLAR