OKUL YOLU

 


Okul yıllarıma dönüp baktığımda aklıma okul yollarım geliyor çoğu zaman.
Biraz derin düşününce fark ediyorum ki "okul yolu" eğitim hayatımızın her alanında okul öncesinden tutun da üniversiteye kadar bize hayatı öğreten ne büyük bir dersmiş meğer!

İlkokul yolları hoplayıp zıplamaların, bağıra çağıra şarkı söylemelerin, seke seke o yokuştan inmelerin, oyundan başka hiçbir şey düşünmemelerin, eve dönüş yolundaki o parkta azcık oynasam bir şey olmaz herhalde, diye düşünüp hava kararana kadar oynayıp eve dönünce iyi bir azar işitmenin ama yine de oynamanın, oyunların tadına doyamamanın yollarıymış.

Ortaokul yolları ise insanları yavaş yavaş tanıyor olmanın, arkadaşlığın, dostluğun, kankalığın tadına varılmaya başlandığı yollarmış. 
Taşınmaların getirdiği yeni yollara alışırken o yollarda tanışılan yeni insanlara da alışmakmış aynı zamanda. 
Hayatın zorluklarını fark etmeye başladığım o yollar neler neler öğretmiş bana... 
Bir yandan annelerimizin aman yavrum dikkat edin sağa sola, sözü devamlı kulağımızda yankılanırken ve biraz korkarken başımıza gelebilecek kötülüklerden, bir yandan da bin türlü zorlukla mücadele edecek o engin cesarete sahipmişiz.

O karlı buzlu yokuşları arkadaşımla birbirimize tutunarak çıkarken öğrenmişim ki; eğer iyi bir yoldaşın varsa yol seni yormaz. Geriye dönüp baktığında o yokuşun dikliğini, o fırtınanın şiddetini hatırlamazsın. Hatırladığın yalnızca o dostun sıcaklığı olur. Isınırsın. 

Ve lise yolları... Ah lise yılları! O güzelim dostlukların eşlik ettiği yollar. Biraz daha konuşabilmek için uzatılan, eve dönüş vakitlerinin dibini sıyırdığımız ama yine de konuşmaya, dertleşmeye doyamadığımız yollar. O yollar benim için daha çok dinleyiş demek. İyi bir dinleyici olduğumu fark ettiren de o yollar olmuş bana. Ne zaman beni görse konuşmak isteyen, derdini anlatmak isteyen dostlarım... Onlara verdiğim akıllar...(kendime hiçbir faydası olmayan)
Dinlemeyi seven ve sözü de dinlenen biri olmanın verdiği huzurla eve dönüş... 

Üniversite yolları... Yine Ankara. Ama bu sefer farklı bir Ankara. O zamana kadar görmediğim, yaşadığım küçük ilçesinden (o zamanlar) ibaret sandığım Ankara. Meğer ne zor bir şehirmiş. Sabahın erkeninden yola düşmek, her gün ufak da olsa oturacak yer bulabilme umudu, tıkış tıkış otobüslerin içinde zihnimdeki kalabalık düşünceler. Kulağımdaki radyo frekansları, Murat İnce şiirleri, her sabah dinlediğim radyo programı... 542 no'lu otobüsün gelmeyişi, ama ne rahmet ki yine bir dostun var oluşu ve yolların çekilmezlikten kurtuluşu...
Ne çok şey yazılır o yıllara, o yollara dair. Hatırladığım ve bildiğim tek bir şey varsa o da okul yollarının hayatımızda başlı başına bir ders oluşu. O yollarda öğrenmişiz her şeyi. O yollar bizim hayata karşı tek başına kalışımızmış. Kendini ifade etmeyi, yardım etmeyi ve istemeyi, problem çözmeyi, dinlemeyi, sevmeyi, inanmayı ve tabi birçok hayal kırıklığını en çok o yollar öğretmiş bize. 
Belki çocuklarımız için bu kadar anlam ifade edemeyecek okul yolları. Çünkü bizler bu çağda her şeylerine olduğu gibi çocuklarımızın okul yollarına da gölge olacağız muhtemelen. 





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhammed'siz Muhabbet: Modern Zaman Mutasavvıfları

EBRU ÖĞRETMEN'E BİR MANZUME

EĞİL DAĞLAR