ANNE ELİ DEĞMİŞ GİBİ


 

Kapıyı açmasıyla tüm dükkânı kaplayan yanık saç kokusunun yüzüne vurması bir olmuştu. Üzerine çevrilen gözlerle karşılaştığında kapıyı açtığı için de yolunu buraya çevirdiği için de büyük bir pişmanlık duymuştu. Bu düşüncelere dalmış bekliyorken oracıkta, kuaförün kalfası Zeliş geldi yanına:

- Hoş geldin Nezaket Abla, deyiverdi sesinin tüm cıvıltısıyla.

Bu kız ne ara büyüdü? O ruju, kulağına kadar çektiği göz kalemi, kirpiklerinde top top duran rimeli ile nasıl da uyum sağlamıştı şu kuaför dükkanına, diye düşünürken:

- Hoş buldum Zeliş, dedi.

Nezaket’le Zeliş hoşbeş ededursun boynunda asılı duran fön makinesi ve ağzında çevirdiği sakızıyla eh bir de omuzlarından taşan özgüveni ile yetki sahibi olduğu her halinden anlaşılan bir kadın geldi yanlarına:

- Koş kız, şu yere dökülen saçları süpürüver de dağılmasın dükkanın her yerine.

demesiyle Zeliş’i de ufacık yüreğini de yerinden hoplatması bir oldu. Zeliş bir elinde fırça bir elinde kürek yanlarından uzaklaşırken kadın Nezaket’e döndü:

     - Ne olacaktı ablam?

     - Saç kesimi, diye cevap verdi Nezaket.

Evden çıkarken saçını kestirmek gibi bir düşüncesinin olmadığını hatırladı Nezaket.

Kadın hemen bir koltuğa oturttu onu. Saçının bağını çözdü, taradı, evirdi, çevirdi. Bütün bu dokunuşlar şefkatli bir okşayıştı Nezaket için. Her birinde annesi geldi aklına, annesinin emektar elleri… Her ne kadar ablam dese de kuaför kadın, biliyordu Nezaket onun mesleki bir hitap olduğunu.

Çok küçük olduğunu düşündü o koltukta ve sevildikçe, saçları okşandıkça küçük bir kız çocuğuna dönüştüğünü hissetti. Annesi öldükten sonra daha da küçüldüğünü fark etti. Kuaför ellerini hiç çekmesin saçlarından, saatlerce okşasın istedi.

- Nasıl olsun ablam?

sorusuyla irkildi Nezaket ve çıktı hayal dünyasının içinden.

      -  Fark etmez.

      - Aklında bir model yok mu ablam yahu ne bileyim kısa, uzun, katlı, küt…

      - Fark etmez, istediğiniz gibi kesin.

      - Peki ablam, dedi kadın ve devam etti Nezaket’in saçlarıyla oynamaya.

Nezaket ardı ardına inen makas darbelerine aldırmadı. Annesinin ölümünden beri ne böyle bir sohbet ile ne de böyle bir şefkat ile karşılaşmıştı. Kuaförler iyi ki var, bundan sonra her fırsatta geleceğim, diye geçirirken içinden:

 - Ablam, kısa mı oldu ya bak şimdi içime kurt düştü. Bir şey de demedin ki.

Elindeki aynayla saçının arkasını gösterirken endişeli endişeli baktı Nezaket’in yüzüne:

 - Fark etmez, dedi yine Nezaket.

 - Her müşteri senin gibi olsa keşke, azıcık kısa kestik diye anamızı ağlatıyorlar be ablam.

diye dert yandı kadın artık rahatlamış yüz ifadesiyle.

Gülümsedi Nezaket:

 - Bana fark etmez. Kaybedecek bir şeyim yok çünkü, dedi.

     Kimse duymadı içindeki sessiz çığlığı…

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhammed'siz Muhabbet: Modern Zaman Mutasavvıfları

EBRU ÖĞRETMEN'E BİR MANZUME

EĞİL DAĞLAR