SIRADAKİ HASTA


Önce kendi içine dönüp içinde olan biteni iyice anlaması gerekiyordu. Döndü ve gereğini yaptı. Veri topladı yıllarca. Sorusu şuydu: “Normal insanlardan ne farkım var?” yahut “Neyim var normal olmayan?”

İşte yıllarını bu soruları cevaplamaya harcadı ve uzunca bir liste çıkardı kendini normal insanlardan çıkararak bulduğu farkları yazarak. Sonra dışına döndü. Hazırladığı listeyi herkese göstermek istiyor, normal olmadığını herkes bilsin istiyordu. Belki o zaman tüm tembelliklerine, avareliğine, aymazlığına bahane aramak zorunda da kalmayacaktı. 

Sonra bir hastanenin belki de en çok derde tanıklık etmesi gerekirken haddinden fazla ilaç reçetesine ev sahipliği yapan odasına girdi. Evet işte artık normal olmadığını anlatacağı asıl kişinin karşısındaydı. Listesini çıkarıp karşısındaki doktora anlatmak için hazırlanırken sözü kesildi: Evet, şikayetiniz nedir? 

Kendini ilkokula giden bir çocuk gibi hissedip onu inkar edecekmişçesine: “Bir şikayetim yok elhamdülillah.” demeyi geçirdi aklından. Demedi. 

Ben sadece biraz farklıyım doktor bey. “Nasıl desem normal değilim.”

Doktor bey uzunca bir “Hım”ın ardına  “Sizi anlıyorum”u ekledi ve yeni bir reçete sayfasına bir şeyler karaladı. 

“Bunları kullanın, iki ay sonra görüşürüz.” diyerek gözlerini kapıya doğrultarak “Sıradaki hasta…” diye bağırdı. 

Listesini çantasına koyup reçetesini avcunda sıkarak çıktı odadan. 

Dikkate alınmamış gibi hissetse de kendini: “ Ee o kadar yıl mürekkep yalamış, senden daha iyi bilecek elbet” dedi ve hastanenin karşısındaki eczaneye yöneldi. 

İlacını aldı. 

İlacını kullanmaya başladı.

Bir gün, iki gün, üç gün… 

Bir ay sonra normal insanlara ne kadar benzediğini fark etti. İlaç işe yarıyordu demek, bu muhteşem bir şeydi. Onlar gibi konuşuyor, trafikte kavga ediyor, onlar gibi gezip eğlenip kahkahalar atıyordu. Birçok arkadaşı olmuştu üstelik. Mutlu hissediyordu kendini. 

Fakat bir gün ansızın içine düşen garip bir hisle yüzleşmek zorunda kaldı. Elini kalbinin üzerine koydu. Eskisi gibi sevemediğini, en acıklı olayda bile içinin sızlamadığını fark etti. Normal insan olmak uğruna kalbinden vazgeçtiği gerçeğiyle yüzleşti ve titredi birden. Eskiden yaptığı yalnız yürüyüşlerine çıkmadığını, içi dolunca yazdığı iki satır yazıyı yazamadığını sonra eskisi gibi ağlamadığını da acıyla anımsadı. İki ay geçti aradan…

Hastanenin en çok dert dinlenilmesi gereken ve en çok reçete yazılan odasının kapısındaki ekranda kısa bir süre adı belirdi. Odaya giren olmadı. 

Sonra doktor bağırdı yeniden: “Sıradaki hasta…”


 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhammed'siz Muhabbet: Modern Zaman Mutasavvıfları

EBRU ÖĞRETMEN'E BİR MANZUME

EĞİL DAĞLAR