ADALET
Meslek gruplarına göre adalet beklentisi (öğretmenler için adalet, doktorlar için, sanatçılar için...) canlı türlerine göre adalet beklentisi (kediler için, ağaçlar için, köpekler için adalet.....) şiddet türlerine göre adalet beklentisi (kadına şiddet, çocuğa şiddet, fiziksel, sözel, psikolojik şiddet için adalet...)
İnsanların, adaleti elinde bulunduran mercilerden beklentilerinin sıralandığı böyle uzunca bir liste yapılabilir sanıyorum. Fakat adalet dediğimiz, kişiye, şartlara, mesleğe, canlı türüne, isimlere göre değişen bir mefhum mudur ki bunca dallanıp budaklanmıştır? Adalet, bazı durumlarda gözardı edilip bazılarında kılı kırk yararak sağlanabilecek, istediğimiz gibi eğip bükebileceğimiz, istediğimiz yöne çekebileceğimiz bir mefhum mudur? Şartlara göre değişebilen adalet gerçek bir adalet midir? Adalet, salt adalet, her şey için herkes için değil midir? Tüm haklara yakın ve tüm haksızlıklara aynı ölçüde uzak tek bir adaletten bahsetmek mümkün değil midir?
"Adalet mülkün temelidir." sözünde olduğu gibi devlet, temelinde adalet olduğu takdirde sağlam bir yapı haline gelmekte ve bu nispette güçlü bir şekilde ayakta durabilmektedir. Devletin dayandığı adaletin tek ve sağlam bir zeminden zuhur etmesiyle herkes için her durum için geçerli gerçek bir adaletten söz edilebilir. Şartlara göre değişmeyen bir adalet anlayışıyla devlet güçlenirken insanlar da haklarının korunduğundan emin ve memnun olacaklardır. Toplumsal huzurun
sağlanmasında adaletin önemi sanıldığından çok daha büyüktür. Huzursuzluğumuzun dikkatimize değecek büyük bir kısmının adaletin artık sağlanan değil aranılan, ancak arandığı takdirde sağlanacağına dolayısıyla aramak zorunda olunduğuna inanılan bir kavrama dönüşmesine dair gözlemlerim üzerine bunları yazma gereği duydum. Bir de şu var ki, belki de en önemlisi; bizler kendi hayatlarımız dahilinde sorumlu olduğumuz her hususta devletten beklediğimiz tarafsız, koşulsuz adaleti sağlamakla mesulüz. Samimiyette bereket vardır çünkü. Bunu da unutmamak ümidiyle.
Yorumlar
Yorum Gönder