MARİFET

Düştüğümüz yerin adıdır dünya.

Üstelik bir kere içine düşmüş olmamız da

yetmez ona, inişli çıkışlı yollarının tam ortasında bize özel açılmış kuyuları vardır. 

Tekrar tekrar düşelim diye...

Düz yollardan geçeriz, yokuşlar tırmanırız, yokuşlar ineriz kuşlar gibi hafif. Yine bazı kuyulara kuş gibi düşer hemencecik çıkarız kanatlarımızla, bazıları derindir, dikenlidir, çıkmak istedikçe düşeriz, ağır imtihanımız olur çıksak bile unutamayız.

İnsanız, her şeyin ilmini öğreten, kuyulardan çıkabilmenin ilmini de öğretecektir, diye düşünürüz. Öğreniriz ve hatta överiz ayağa kalkışlarımızı. Ben düştüğüm yerden kalkmasını bilirim, diye laflar ederiz. Fakat asıl marifetin bu olmadığını da zamanla öğretir dünya. 

Marifet, kendi yolundaki, engelleri aşmakta değil başkalarının yolculuğunu kolaylaştırmaktır, uzatılacak bir ele sahip olmaktır. Düşmeseymiş demeden, hep ben mi kaldıracağım, demeden...

Marifet yıkılmadım ayaktayım, diye övünmek değil, ben yıkılmadım ama başkalarının da yıkılmasına izin vermedim diyebilmektir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Muhammed'siz Muhabbet: Modern Zaman Mutasavvıfları

EBRU ÖĞRETMEN'E BİR MANZUME

EĞİL DAĞLAR